İçeriğe geç

Kamerun Günlükleri

Bir gün telefonuma gelen bir mesajdaki soruyla başladı bu serüven, “Afrika’ya gider misin ?”

Bu soruya verilebilecek tek bir cevap olabileceğini düşündüm :).

KAMERUN’DA İLK GÜN / 11.08.2018

TİKA ve Uluslararası Kültürel İşbirliği Derneği ile insani yardım faaliyetlerinde bulunmak ve Tecrübe Paylaşım Programı’na (TPP2018) katılmak üzere Kamerun’dayız. Sahra altı Orta Afrika’da yer alan Afrika’nın en önemli ülkelerinden biri olan Kamerun 25 milyon nüfusa sahip bir ülke. Siyasi (Yaounde) ve Ticari (Douala) olmak üzere iki başkenti var. Kamerun’da yerel kaynaklardan ve siyasi başkent Yaounde’de bulunan temsilciliklerimizden edindiğim bilgilere göre Kamerun, yoğun iç savaşın ve kanlı darbe girişimlerinin olmadığı bir yer. Bununla beraber fakirliğin de sık görüldüğü bir ülke, öyle ki asgari ücret ayda 30.000 CFA yani 55 dolar civarı bir miktar. Kamerun’un resmi iki dili olan İngilizce ve Fransızca ülkede Anglofon ve Frankofon olmak üzere iki şekilde de anılıyor. 10 bölgeye sahip olan Kamerun’da iki bölgede Anglofonlar yani İngilizce konuşanlar yaşıyor ve bu bölgelerde silahlı çatışmalar ve özerklik istekleri yoğun şekilde gündeme geliyor. Tabi bu durum ülkenin barışçıl ortamını zedeliyor. İçinde 250’den fazla etnik grup barındıran Kamerun’un nüfusunun %20’si Müslüman iken %70’i Hristiyan ve geri kalan nüfus ise çeşitli yerel inançlara sahip. Kamerun’da sigara içmek hiç hoş karşılanmıyor, ama alkol tüketimi çok fazla ve çok sıradan.  Öyle ki gittiğimiz bir köyde TİKA’dan bir abi sigara içtiği için elinde alkol olan birinden laf yemişti, tabi gereken cevabı vermişti. Ülkede Fransa’nın halen devam eden sömürü faaliyetleri kolaylıkla görülebilir. Başlıca tarım ürünleri mısır ve patates olmakla beraber kakao, kahve, muz ve tahıl üretimi de var.

Kamerun’un belirgin olarak ortaya çıkmış bir özelliği olmamakla beraber burada insanlar Kamerun için “minyatür Afrika.” diyorlar. Bizim “gez dünyayı, gör konyayı.” deyimimizde ki anlama yakın olarak Afrika kıtasında bulunan çeşitli ülkelerin özelliklerini, güzelliklerini ve kötü yanlarını Kamerun’da görmek mümkün.

Yerel saat ile 01.30 gibi Kamerun NSI (Nsimalen International Airport) Havalimanı’na iniş yaptık ve pasaport kontrolünün ardından bizi orada karşılayan TİKA koordinatörümüz Ahmet Bey ile beraber konaklayacağımız yere, Hüdai Vakfına ait Adana-Yaounde Kardeşlik Koleji’ne geldik, saat geç olduğundan ve yaklaşık 9 saatlik uçak yolculuğunun vermiş olduğu yorgunluktan dolayı hemen uyumaya geçtik. Sabah burada okul müdürüyle beraber kahvaltımızı yaptıktan sonra TİKA ofisine gelerek burada bölge ile ilgili bazı bilgiler edindik ve ardından RogerMilla Vafkı üyeleri ile yapacağımız dostluk maçı için  Foumban kentine doğru yola çıktık. Sanırım bulunduğumuz yere 250-300km gibi bir mesafedeydi ve yaklaşık 3-3.5 saatlik bir yolculuk olacağını düşünmüştük. Ta ki gideceğimiz yere 8 saat gibi mütevazı bir sürede varana dek. Bir kez daha anladım ki, yol medeniyettir.

KAMERUN’DA 2.GÜN / 12.08.2018

Yaóunde’den ayrılıp uzun ve yorucu bir yoldan sonra Müslüman oranının en yüksek olduğu şehir Foumban’a geldik. Aslında yolun 300 km olmasına rağmen gerek olumsuz yol şartları gerek kullandığımız aracın durumu yolculuğumuzun 8 saate yakın sürmesine yol açtı. Akşam geç saatte geldiğimiz için bir gece Baba Hotel isimli bir otelde konakladık. Sabah RogerMilla vakfı temsilcileri otele gelerek bizi aldı ve maçtan önce şuan müze olarak kullanılan ve halen parlamentoda görev yapmakta olan 80 yaşında bir sultanın sarayını ziyaret ettik. Kamerun’da sultanlık halen devam eden bir kültür ve babadan oğula geçme suretiyle işliyor, aslında temsili bir makam diyebiliriz. Bununla beraber kabile şefliği sistemi var. Tam olmasa da bizdeki kaymakamlığa nispeten benziyor, şefler bölgenin ileri gelen ve sözü geçen kişiler.

Saraya vardık, saray mimarisi Almanlardan esinlenilmiş. Burada küçük çocuklarla konuştuk, Türkiye’den götürdüğümüz hediyelerden dağıttık, sonrasında da yapacağımız maç için tam olarak bizde ki gibi bir halı saha diyemesekte toprak zeminli ve düz olmayan engebeli maç alanına gittik ve bir dostluk maçımız oldu, ardından burada TİKA’nın temin etmiş olduğu spor malzemelerinin dağıtımını gerçekleştirdik. 2-1 maçı kazandık ama maçtan ziyade orada çok daha fazla şey kazandığımızı düşünüyorum. Bizi karşılayan insanların güler yüzü ve samimiyetini kazandık, onların sevgisini ve saygısını kazandık. Aslında var olan duyguları pekiştirdik desek daha yerinde olur.

Kamerun’da genel anlamda bir fakirlik var evet ama buna rağmen insanlar mutlular, kaygılı ve moralsiz değiller aksine herkes eğlenceli ve hoşgörülü bir yapıya sahip. Dinsel çatışmalar yok denecek kadar az. Hristiyan ve Müslümanlar beraber yaşayabiliyorlar, gördüğüm kadarıyla cami sayısı az olmakla beraber kiliseler ile camiler hiçbir grup tarafından dışlanmıyor. Hatta bir aile içerisinde anne ve baba bile farklı dinlere mensup olabiliyor bunlar yadırganmıyor. Kamerun’da devlet ve toplum seküler bir yapıya sahip kamu kurumlarında ibadet yapılmıyor, başörtülü Müslümanların parlamentoya girmesi önünde bir engel yok.

Kamerun’un sıkıntılarından biri başta semibantu, ekvatoral bantu, kirdi, fulani, kuzeybatı bantu olmak üzere çok sayıdaki etnik gruplar arasında bir dengenin sağlanmasının zor olması. Her grubun nüfusu ve gücü birbirinden çok farklı, dolayısıyla bu etnik grupların ülke içindeki nüfuzları arasında da ciddi farklılıklar var. Bu durum sadece sosyal hayatta değil kamu kurumlarında da personel alımında ve diğer durumlarda adam kayırmacılık ve liyakatsizliğe de sıkça neden oluyor.

Kamerun’da altı orta Afrika ülkesinin ortak para birimi olan orta Afrika frangı (CFA) kullanılıyor. Hava sıcaklığı yılda ortalama 28-32 derecedir. Ülkenin okyanusa kıyısı olması sebebiyle de bolca deniz ürünleri bulunuyor ve en çok “capitain” balık türü tüketiliyor. Fastfood kültürleri çok zayıf ama özellikle şehirlerarası yollarda yol boyunca kenarlarda satıcılar var ve yavaşladığınızda muz, manyok, muz kızartması, dilimlenmiş ananas gibi meyveleri araç camlarına getirip size satmak istiyorlar.

KAMERUN’DA 3.GÜN / 13.08.2018

Dün Foumban’dan ayrılıp gece vakitlerinde tekrar Yaounde’ye geldik. Geceyi Hüdai Vakfı’nın yurdunda geçirdikten  sonra sabah kurum ziyaretlerimiz için yola çıktık. Büyükelçimizin izinde olmasından dolayı elçilik ziyaretini yapamasakta, Türk Hava Yolları ve Maarif Vakfı ziyaretlerimizi gerçekleştirdik, yapılan çalışmalar ve ülkenin genel durumu ile ilgili bilgiler aldık.

Maarif Vakfı Kamerun Sorumlusu Hasan SERBEST’ten dinlediğimiz bilgilere göre burada 7 FETÖ okulu devralındı, 6 kampüs kuruldu ve yaklaşık 1500 öğrenciyle beraber eğitimlere başlandı. Maarif vakfı tamamen eğitim odaklı çalışıyor ve devralınan okulların geçiş süreçlerini yürütüyor bu süreçte  velilerle de bazı sorunlar yaşanmış, bazı aileler okulların yönetimlerinin değişmesine şüpheyle yaklaşmış. Ülkede ciddi anlamda insan kaynağı eksiği var. Hasan Bey “şuan da dünya üzerinde Maarif Vakfının en güçlü olduğu yer Afrika kıtası” dedi. Afrika’da 17 ülkede FETÖ okulları devralınmış. Fakat henüz girilemeyen ülkelerinde olduğunu söyledi, mesela iç çatışmalarından dolayı henüz vakıf olarak Burkina Faso’ya girilememiş, aynı şekilde Nijer’de de henüz okul alınmamış.

“Bizim buradaki faaliyetlerimiz diğer ülkelerin aksine kesinlikle sömürü niyeti taşımıyor, amaç bu toprakların sahibi olmak, buralara yerleşmek değil, amacımız buralarda güvenilir eğitim sistemini tesis etmek ve bu sistemi bu ortamı sağladıktan sonra bunları eğitilmiş yerel yetkililere devretmek. TİKA’da aynı şekilde yap-devret usulüyle çalışıyor.”

Kamerun’da zorunlu eğitim sistemi yok. Lise 3 yıl sürüyor. Sınıf mevcutları devlet okullarında çok kalabalık ve öğrenci sayısı 200ü bulabiliyor, fakat maarif okullarında bu sayı ortalama 30 civarı. Okullarda zeki çocukların olduğunu fakat ellerinden tutan olmadığı ve imkanların gerçekten kısıtlı olduğu için sistemin içinde kayboldukları ve farkedilmediklerini söyledi Hasan bey. Türkiye’nin buradaki eğitim çalışmalarının ve yatırımlarının bir hedefi de bu çocukların elinden tutabilmek.

Maarif vakfının okulları Anglofon sistemde eğitim verirken, Hüdai vakfımızın okulları Frankofon sistemde eğitim faaliyetlerini yürütüyor. Maarif okullarında çalışan şuan da 55 yerli personel var.

Ulaşım ağı gelişmemiş olsa da yine de bir toplu ulaşımları var, genelde ulaşım minibüslerle oluyor ama motosiklet taksiler de çok yaygın ve uygun fiyata çalışıyorlar, trafiğin bazen yoğun olmasından dolayı da hızlı ulaşım için sık tercih ediliyorlar. Bunun yanı sıra büyük şehirlerde şoförlü şoförsüz araç kiralama hizmeti sunan şirketlerde var, mesela bizim için şoförlü minibüs kiralanmıştı ve program boyunca onunla seyahat ettik.

KAMERUN’DA 4.GÜN / 14.08.2018

Sabah kahvaltıdan sonra biraz Yaounde’yi dolaştık, bir çarşıya gittik gezmek için. Çarşı dediysem bizdeki gibi bir yer gelmesin akıllara, U şeklinde 15 civarı küçük dükkanların olduğu bir yer. Bizim gittiğimiz yerde ahşap süs eşyaları ve kolye, bileklik gibi ürünler satılıyordu. Çarşıda ve sokaklarda dolaşırken doğal olarak turist muamelesi görüyoruz ama beyaz tenli olmamızdan dolayı bu muamele daha da yoğun oluyor ve herkes bizi alışveriş yapmamız için kendi dükkanına getirmeye çalışıyor.

Yolcuğumuz boyunca çok sık muz ağaçları gördüm, burada pazarlarda avokado, papaya, muz gibi tropikal meyveler çok satılıyor ve fiyatları da gerçekten çok ucuz. Ağaçlar büyük ve geniş yapraklı, yağmur yağdığında şiddetli yağıyor ve ormanlık arazilerin çok olduğu bir ülke. PoumaSouna köyüne giderken bu arazide kısa bir yürüyüş yaptık, sık ağaçlar ve dar geçitlerin olduğu yerler var. Yürümenin zor olduğu ve tedirgin eden yerler.

Bugün sadece sosyal programlarımız oldu, bir Türk lokantası olan İstanbul Restoran da yemek yedik, yolunuz düşerse tavsiye ederim :), ama yemeklerde palmiye yağı kullanıldığından muhtemelen sizde çok bir şey yiyemeyeceksiniz. Sonrasında bir hayvanat bahçesi ziyareti yaptık, ata bindik ve bu benim için ilk oldu.

Yarın Kamerun’un ticari başkenti Douala’ya gideceğiz. Yaounde ve Douala’yı Ankara ve İstanbul gibi düşünebilirsiniz. Yaounde daha siyasi bir şehir iken Douala ticari faaliyetlerin olduğu bir kent.

KAMERUN’DA 5.GÜN / 15.08.2018

Douala şehrine geldik, burası Yaoundé ve Foumban’a kıyasla çok daha gelişmiş bir yer, en azından burada trafik ışıkları, köprüler, üst geçitler ve tünel var. Şehir Kamerun’un en yoğun nüfuslu şehri ve sokaklar çok kalabalık. Atlas okyanusuna kıyısı olması sebebiyle havası nemli, sıcak ve sıtma tehlikesi taşıyan sivrisinekler burada çok fazla.

Douala’da çok çinli var, çinliler yatırım için işgücünün ucuzluğundan dolayı burayı tercih ediyorlar. Burada yol kenarları daha temiz. Özellikle sokaklarda ve yollarda çöp görmedik. Normalde Kamerun’da genel olarak etraf kirli ve yol kenarlarında çöpler birikebiliyor. Bunun sebebini Fransa’ya bağlamak yanlış olmaz, çünkü Kamerun’da bir tane çöp toplama şirketi var oda Fransızlara ait İzakam(ismi doğru hatırlamıyor olabilirim) adlı bir şirket. Bu şirket sadece büyük yerlere çöp toplama hizmeti veriyor ve kendisine rakip olacak ikinci bir çöp toplama şirketi kurulmasına müsaade etmiyor. Bir arkadaşımdan da benzer bir hikaye dinlemiştim. Yine bir afrika ülkesi, eczane hikayesi. Şöyle ki; ülkede yabancı bir şirket eczane hizmetini tekelinde tutuyor ve rekabete izin vermiyor dolayısıyla ilaç kullanmak zaten zor durumda olan insanlar için bir lüks haline geliyor.  Yerli insanlardan biri bir gün kendi eczanesi açıyor ve halka daha ucuz ve uygun fiyattan hizmet vermeye başlıyor. Akabinde diğer şirket kayıp yaşayınca, oda insanlara ücretsiz ilaç dağıtmaya başlıyor ve bir zaman sonra yerli eczane batarken diğer şirket tekrar tekel konuma yükseliyor. Aslında bu hikayeden çok ibret alınabilir.

Şehirlerde trafik çok yoğun olabiliyor, özellikle akşam saatlerinde kilitlenme noktasına kadar geliyor. Trafik ışıklarının yetersiz kaldığı yerlerde polisler devreye giriyor. Tabi hiç ışıkların olmadığı yerlerde bu durum daha kötü. Arabalar genel olarak hep kazalı, ama garip bir şekilde insanlar orada çok sakin, stresten uzaklar mesela yolda bir kaza olduğunda hiç uzatmadan devam edip gidiyorlar. Trafikte motosikletler çok yoğun kullanılıyor hatta taksi olarak kullanılıyor. Aynı şekilde araba taksilerde yoğun olarak kullanılıyor.

Bu gece Douala’da bir otelde kaldıktan sonra yarın Japoma mahallesinde bulunan bir sağlık ocağına malzeme dağıtımı için gideceğiz. Bu arada ülkenin ekonomik durumuyla ilgili bir fikir vermesi açısından söyleyeyim, bizim kaldığımız otelin gecelik ücreti 50.000 CFA iken, yazımın başında belirttiğim gibi asgari ücret 30.000 CFA civarı. Fakirliğin boyutu buradan net olarak anlaşılabilir. Kamerun’da sabit kur uygulaması var, 1 AVRO = 655.957 CFA  ve  1 DOLAR = 555 CFA. Buraya seyahat etmek isteyenlerin avro ile gelmeleri daha kârlı oluyor, bizde öyle yapmıştık, zaten tahmin edeceğiniz üzere burada TL geçerli değil.

KAMERUN’DA 6.GÜN / 16.08.2018

Otelden ayrılarak Douala’da bulunan Japoma Mahallesi’nde ki bir kamu sağlık ocağına sağlık materyal ve malzemesi hibesi için geldik.

Sağlık ocağı geniş bahçeli 8-10 odadan oluşan çokta büyük olmayan bir yer. Sağlık ocağı başhekiminden aldığımız bilgilere göre burada dönüşümlü olarak 7/24 hizmet veren 20 kişilik dinamik bir sağlık personel ekibi var. Bu personeller cerrahi operasyonları geliştirmek içinde çalışıyor. Önceden tüm bölgeye hizmet veren sağlık ocağı şuan da yalnızca Japoma Mahallesine hizmet vermekte. Dikkatimi çeken bir nokta, çalışanların tamamına yakını kadın.

Sağlık ocağında talep vardı, hasta sayısı normal denecek kadardı. Genelde çocuklarını getirmiş aileler vardı. Doğumhanesi var, hatta biz içeride başhekimden ve eski futbolcu ve halen diplomat görevinde olan RogerMilla’dan bilgi alırken aynı sıralarda bir bebeğin doğumu gerçekleşti. RogerMilla Kamerun’da çok sevilen ve saygı duyulan ve insanların çoğu için efsane futbolcu. Bize de program boyunca eşlik eden vakıf  onun kurmuş olduğu RogerMilla Vakfıydı. 8 günlük programımız da bizimle beraberlerdi. Dönmeden önce de Roger Milla bizlere kendi imzalı formasını hediye etti.

KAMERUN’DA 7.GÜN / 17.08.2018

PoumaSouna köyüne tarımsal araç-gereç desteği ve makabo, mısır, manyok ekimi yapmak ve köy hayatını gözlemlemek için geldik. Bu köyden, köyde yaşayanların durumu göz önüne alındığında onlar açısından şehir merkezine ulaşım epey bir zor. Biz de köye giderken araçla bir yere kadar gittikten sonra yolun elverişsizliğinden dolayı inip çizmeleri giyerek çamurlu ve ormanlık bir araziden geçerek köye ulaştık.

Köy küçük bir kabileye benzer şekilde az nüfuslu ve az evlerin olduğu bir yerdi. Köy halkı ve çocuklar bizi samimiyetle karşıladılar, elimizdeki balon ve hediyeleri çocuklara dağıttık. Aslında onları asıl mutlu eden şeyin bizden hediye almak değil de, bizim oraya gitmemiz olduğunu farkettim.

Düşündüm de gerçekten orta Afrika’nın, Kamerun ülkesinin, araçla bile ulaşımın sağlanamadığı ücra bir köyüne hiçbir karşılık beklemeksizin üstelik maddi açıdan zararına, sadece tek bir yüzü güldürmek, gönül kazanmak ve bir fayda sağlamak amacıyla giden bizden başka biri var mı acaba ? Biz derken devletimizi kastediyorum, bu program ilk değildi, son da olmayacak. Bizden öncede birileri buralara geldi, bizden sonrada gelecek, elhamdülillah. Dünyada bunu yapan tek ülke Türkiye dersem abartmış olacağımı düşünmüyorum. Zira buna şahit oldum.

Köyde yaşlı bir teyze vardı evinin kapısının önünde sandalyesinden bizi karşıladı, TİKA koordinatör yardımcımız Eren Bey’in dediğine göre bu teyze 95 yaşında ve ilk kez bir beyaz tenli insanı 2017 yılında görmüş, bizimle beraber ikinci kez gördüğünü söyledi.

Burada ilk olarak köyde tarım faaliyetinde bulunmak için yaklaşık 500-600 metrelik dar bir patika yoldan geçerek bir dereye geldik ve kovalarla su getirdik çünkü burada genel olarak düzenli bir şebeke suyu sistemi yok. İçme, sulama ve yıkanma suları kuyulardan ve derelerden karşılanıyor. Taşıdığımız suları köy meydanına getirerek daha sonra tekrar kullanmak üzere bıraktık ve engebeli  bir arazide ekim yapmaya başladık. Makabo, mısır ve sütleğengiller familyasından olduğunu öğrendiğimiz manyok adı verilen çok tüketilen bir bitki ekimi yaptık. Ekimden sonra su kovalarını tekrar alarak ektiğimiz bitkileri suladık. Ardından köylü bizim için küçük bir teşekkür konuşması yaptı ve benim için TPP2018 programının en verimli geçen günü de böylelikle sona ermiş oldu ve tekrar Yaounde’ye dönüş için yola çıktık.

KAMERUN’DA SON GÜN / 18.08.2018

Bugün TPP2018 Kamerun programımızın son günü, önceki günlere nazaran fazla bir etkinliğimiz olmadı, Harameyn Şerif Camisinde (suud camisi olarakta bilinir) Cuma namazımızı kıldık. Namazdan sonra biraz camii de dinlendik, camii bahçesinde çocuklardan oluşan bir kuyruk oluştu birden bire. Sebebini sorduğumuzda öğrendik ki durumu iyi olan birisi para dağıtıyormuş.

Sonra önceden gittiğimiz ahşap süs eşyaları satılan pazara tekrar gittik ve alışveriş yaptık, yerel Kamerun kahvesi almak için bir markete girdik. Markette Torku ve Ülker marka ürünleri görünce şaşırmıştım. Bu markalar bizde ki fiyatlarla kıyaslarsak TL cinsinden Kamerun’da bu ürünler pahalıya satılıyor.

Kamerun sokaklarını, pazarlarını bir süre dolaştık pazarlarda güneşin altında pişmiş balık satılıyor, kasaplar bizdekinden çok farklı ve dolapsız olarak bir tezgahta satılıyor, satışta olan bütün, parçalanmamış bir domuz da görebilirsiniz zaten burada domuz eti çok tüketiliyor. Eczaneler yine aynı şekilde dışarıda bulunuyor ve ilaçlar  serin bir ortamda değil de tahta raflarda sıcak ortamda satılıyor. Hatta farklı türlerden kurutulmuş böceklerde satılıyor ve alınıp tüketiliyor. Sohbet arasında çekirge çitlediğinizi düşünün.., ya da düşünmeyin. İçme suyu olarak evlere dağıtılan bir şebeke suyu yok, marketlerden temin etmek gerekiyor sık tercih edilen ve güvenilir su markaları Source Tangui, Super Mont, Aqua Belle ve O’pur.

Akşam dönüş için havalimanına geldik ve valizleri verip uçağın kalkışını beklemeye başladık, kalkışa yaklaşık bir iki saat kala hiç beklenmedik bir haber aldık ve uçuşumuz küçük bir kazadan dolayı ertelendi. THY bizi bir otele yerleştirdi ve bu sırada otelde Kızılay’dan gelen yetkililerle yemekte karşılaştık ve muhabbet ettik. Bilmem kaç bin km uzakta kendinizden birilerinin yine aynı amaçlarla buralara geldiğini görmek mutluluk ve umut verici.

Otelde İstanbul’dan bizim için yeni bir uçağın gelmesini bekleyip  20.08.2018 Arife günü Türkiye’ye dönüş yaptık.

TİKA KAMERUN’DA NE YAPIYOR ?

 TİKA’nın çeşitli çalışmaları olmakla beraber, su kuyuları, sağlık ocağı tadilatları, tarımsal kalkınma projeleri, arıcılık faaliyetleri, maddi-manevi yardımlar gibi birçok alanda çeşitli çalışmalar yapılıyor.

İki buçuk yıla yakın bir süredir bir meslek lisesi kurulması ve müfredatının MEB’e göre uyarlanması hedefleniyor, bunun için 2000 metrekarelik bir arazi de TİKA tarafından alınmış durumda. Okulda ders verecek olan öğretmenlerin önce Türkiye’ye getirilip buradaki eğitim sistemini tanımalarını sağlamakta planların arasında. Lisenin 2019 sonuna kadar tamamlaması öngörülüyor.

Bizim devlet olarak bu ülkelere gelip çalışmamızın amaçlarından biri de insanları sömürge mantığından çıkarıp, zaten yapan var düşüncesinden kurtarıp, insanlara kendi ayakları üzerinde durmayı öğretmek ve “biz yapacağız” dedirtebilmek. Sömürü düzeninin değil sosyal adaletin egemen olduğu bir düzenin kurulmasını sağlamak.

Türkiye’yi 10 yıl öncesine kadar tanıyan yokken bugün TİKA aracılığıyla Türkiye birçok ülkede kendisini tanıtmış durumda.

Burada bir Fransız kanal –bizzat şahit oldum- sürekli olarak “diktatör Erdoğan” propagandası yapıyor, buna karşılık birçok insan “eğer batılı bir ülke sizi kötülüyorsa, biliyoruz ki doğru yoldasınız” anlayışına sahip.

Douala’da bir Türk restoranında akşam yemeği yerken bir Kamerunlu ile İngilizce dilim döndüğünce sohbet ettim, kendisine Türkiye ile ilgili görüşlerini sorduğumda bana Türkiye’yi ve Türk halkını sevdiğini, Cumhurbaşkanımızı her şeye rağmen güçlü duruşundan dolayı tebrik ettiğini söyledi.

Kamerun’a gitmeden önce Afrika kıtasına yönelik kafamda canlandırdığım o kıta, gittiğimde orada değildi. Kamerun’u bizzat görüp tanıyarak, diğer bazı Afrika ülkelerini de oralara giden arkadaşlarımdan dinleyerek gördüm ki benim düşündüğüm gibi bir yer değil burası. Öncelikle bildiğimin aksine çok yeşillik ve aşırı sulak alanların olduğu, çok güzel manzaralara ev sahipliği yapan bir coğrafya. Ekranlara yansıyanın aksine tüm insanların açlıktan öldüğü, mutsuz, çaresiz bir yer değil. İnsanlar günlük geçimlerini sağlıyorlar, her olumsuzluğa rağmen yine de mutlular ve eğleniyorlar. Ben bu mutluluğu biraz sömürülmelerine bağlıyorum, çünkü insanların gelecekten bir beklentileri yok sadece günü kurtarıyorlar ve bunu yapabildikleri sürece mutlular. Buraları sömüren misyoner devletler sadece doğal kaynaklarla yetinmeyip insanların umutlarını ve gelecek beklentilerini de sömürüyor.

Ülkenin zengin doğal kaynakları var, yeraltı kaynakları var ama bunlar ağırlıklı olarak Fransız işletmelerine ait. Alkol ucuza satılıyor bu yüzden tüketimi de çok fazla. Yollarda sarhoş insanları görmeniz çok doğal. Bu da boş vermişliğin bir başka göstergesi. Burada yaşayan insanların kendi ayakları üzerinde durma, kendi kaderlerini tayin etme gibi bir amaçları yok genel itibariyle insanlar durumdan memnun. Tabi bu durum üzücü. Türkiye sömürü devletlerinin mantığından farklı olarak bu coğrafyalarda yaşayanlara “siz bırakın biz yapalım” demek yerine insanlara “biz de yaparız”  dedirtmeyi hedefliyor.

Edindiğim Bazı Bilgiler

-Çin hükümeti kendi mahkumlarını Afrika’da bir ülkeye gitmesi ve orada evlenip çalışması karşılığında hapis cezalarını kaldırıp ülkeden gönderiyor. Bunu fazla olan nüfusunu azaltmak için yapıyor. (Ne kadar doğru, bilemiyorum.)

-Kamerun başkanlık sarayının çatısında bulunan bayrak gönderde olmadığı zamanlarda başkanın sarayda olmadığı anlamına geliyor.

-Başta petrol ve elmas olmak üzere bölgedeki zengin yeraltı kaynaklarının çoğu Fransız şirketler tarafından işletiliyor ve Fransızlar her türlü rekabeti engelleyip tekel güçlerini sürdürüyorlar.

-Ülke de sıcak su çok nadir bulunabiliyor, temiz suda aynı şekilde. Zaten arıtma sistemi yok, kaldığımız “beş yıldızlı” bir otelin dahi suyu “çamurlu/bulanık” olarak akıyordu.

-İnsanlar kendi fotoğraflarının çekilmesinden hoşlanmıyor dolayısıyla fotoğraf çekerken izin almak durumundasınız, sebebini sorduğumda bazılarından yoksul hallerinin fotoğraflanmasını istemediklerini öğrendim.

-Halen devlet başkanlığı yapmakta olan Paul Biya göreve 1982’de gelmiş ve şuan 85 yaşında. Afrika’nın en uzun süre görev yapan ulusal lideri konumunda.

-Yetişkin nüfusun %8’inin AIDS hastası olduğu biliniyor, bu hastalara yönelik toplumsal hayattan dışlamama politikasıyla onların toplumdan uzaklaşmaması sağlanmak isteniyor.

-Sigara çok hoş karşılanmayan bir şey olmakla beraber alkol çok sık tüketilmekte. Suç oranı düşük bir ülke. Yan kesicilik, hırsızlık gibi küçük sayılan suçlar görülüyor.

Kamerun’dan Kareler..

Sokaklardan..
PoumaSouna köyüne giderken, yürüyerek geçmek zorunda kaldığımız yol.
Maç sonu.

RogerMilla Vafkı ile Foumban kentinde yaptığımız dostluk maçından.
Başkent Yaoundé sokaklarından bir görüntü.
“Örümceklerle beraber” uzun bir gece geçirdiğimiz Baba Hotel.
Tarih:Yazılarım

Tek Yorum

  1. Ahmet Yasin Ahmet Yasin

    Çok faydalı bir yazı.Teşekkür ederiz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

ifurkanalabas.com